₺135.00
Stokta
İlgili ürünler
-
₺135.00Monte Cassino savaşlarında yalnızca bir günde, bütün İkinci Dünya Savaşı boyunca Berlin’e atılandan daha çok bomba atıldı. Yalnızca bir gün de, Müttefikler topçusu insanlık tarihinin en uzun, en cömert topçu bombardımanını yaptı. Böylece Monte Cassino, bu kutsal dağ, alev ve ateş kusan bir kasırgaya dönüştü. Bu kasırganın içinde hem korkan, hem de akla hayale sığmaz cesur atılımlar yapan askerler vardı. Bu kitap onların destanıdır… Umutsuzluğun, inançsızlığın destanıdır. Çılgın bir savaşın içinde insanın ne hale dönüştüğünün öyküsüdür. Çaresizlikler içinde “insan”ın öyküsüdür.
-
₺150.00Bu kitap, korkunç bir yıkımın yazar yaptığı bir insanın gerçek öyküsüdür. Sven Hassel insanlık dışı bir savaşta kaybettiği binlerce arkadaşına verdiği sözü tutmak için yazdı bütün bu satırları. Yazar olmak ya da ün kazanmak değildi düşlediği. Hemen bütün sevdiklerini elinden alan, anlamsız ve acımasız bir savaşı lanetlemekti tek isteği. Savaştan önce Almanyada işsiz bir yabancıydı, çaresizlik içinde Alman ordusuna giren bir Danimarkalı. Yönetim Nazilerin eline geçince firara kalkışmış ama yakalanarak Disiplin Birliğine sürülmüştü. Bu birlikte de onu Lanetliler Taburu bekliyordu. Bu bir tank taburuydu, savaşın en kanlı yerine, en tehlikeli cepheye sürülen, bir cehennemden ötekine atılan bir tabur. Savaş bittiği zaman bu taburdan hemen hiç kimse kalmamıştı geriye. Sven Hassel altı bin kişilik bir birlikten hayatta kalan birkaç kişiden biriydi; eline kalemi alıp anılarını yazabilecek kadar güç toplaması kolay olmadı. Ama sonunda ölen bütün arkadaşlarına verdiği sözü tuttu ve sağ kalan savaşın bütün iğrençliğini dünyaya duyurdu. Serinin ilk kitabı “Lanetliler Taburu” büyük bir ilgi uyandırdı, bütün dünya dillerine çevrildi -Almanya dışında-. Yazarına büyük bir ün sağladı. Savaştan sonra evlenen ve İspanyaya yerleşen yazar, savaş anılarını anlatan on iki roman daha yazdı. Eşi ve çocuğuyla birlikte İspanyada bir çiftlikte yaşıyor.
-
₺135.00
Özet: Birinci Dünya Savaşında Fransız ordusunda yedek subay olarak görev yaptım. Görevim İngiltere nezdinde irtibat subaylığı idi. Bu nedenle üstdüzey İngiliz devlet adamlarını ve komutanlarını yakınen tanıdım. Bu günler ne yazık ki Fransa ve İngiltere’nin en kötü günleriydi. 10 Haziran 1940’da birkez daha Londra’ya görevli gönderildim, Londra’da iken Fransa’nın teslim olduğunu öğrendim. Artık askeri görevim nihayet bulmuştu. 18 Temmuz 1940 günü Amerika’ya geldim. Burada da Fransa’nın davasını savunmak, Avrupa felaketini anlatmak, Amerika’nın savaşa katılmasının zaruri olduğu hakkında beyanat ve konferanslar vererek Amerikan kamuoyunu ve aydınlatmak üzere ayağımın tozuyla işe başladım.
Amerikadaki arkadaşlarım ve gazeteciler beni soru yağmuruna tuttular. İyi niyetli olanlar dahi temelsiz iddialarda bulunuyorlardı, duygusal nedenler yüzünden gerçekleri saptırmadan olanları oldukları gibi kabullenmeyi tercih ettim. Bu savaşın tarihini yazmaya niyetli değilim. Bunu da yapamam. Çünkü savaşın her yönünü yaşamadım. Ancak gördüklerimi yazmayı da görev bildim. Elden geldiğince de tarafsız kaldım…
Yazar: Andre Maurois





